Babamın anlattıklarına göre; bu köye Doğa tüm güzelliklerini vermişti. Yeşilin tüm tonları vardı. Bitkiler âlemi sanki botanik bahçesi gibi her türlü renkte çiçeklerini serpiştirmişti; küçücük bir araziye. Yeşillikler, renk renk çiçekler yetmiyormuş gibi billur gibi soğuk suları, Temiz havası, Yabani hayvanları ile sanki bir cennetti.

             Ancak bu cennet ülkedeki tüm gelişmelerden uzak olduğu için insanların uydurdukları veya doğru olduğuna çeşitli nedenlerle inandıkları gelenekleri vardı. İşte bizim başımızdan geçen olay da böyle bir şeydi.

             1970’li yıllarda Bir gün ormanların güzelliklerini görmek, doğa ile baş başa kalabilmek için babamın köyüne ailecek gezmeye çıktık. Öğleye doğru köyümüze geldik. Köy doğudan batıya tarlalar uzanan güneyden kuzeye ormanlarla çevrili genişçe bir derenin içerisinde idi. Yollar bozuk, Elektrik yok, daha önce hemen hemen hiç araba uğramamış, tamamen içine kapalı bir yerdi. Burada insanlar sanki kendi hallerine bırakılmış gibi idi. Babam biraz dinlenmek ve tanıdığı birkaç kişi ile hasbıhal edebilmek için köy meydanında durdu.

             Arabadan indim. Etrafıma şöyle bir göz gezdirdim. Cami yeni yapılmış beton bir bina idi. Ancak ondan başka çatısı olan, beton bina yoktu. Yollar besbelli çamura batmamak için gelişi güzel taşlar ile kaplanmış, küçük bir alanın tam ortasına irice bir çeşme yapılmıştı. Çeşmenin havuzu tam hayvanların su içmesi için yapılmış idi. Ancak anlamadığım çeşmenin suyunun aktığı yerin üst kısmı neden bu kadar büyük idi. Bulamadım bu sorunu cevabını; zaten kimseye de sormadım.

             Etrafta kardeşlerim ile birlikte koşuşmaya kendi halimizce oynamaya başladık. Köyden babama ve diğerlerine ayran ikram ettiler. Babam bizi de çağırdı. Bir duvarın dibine özenle yerleştirilmiş belli ki bir amaç için kullanılan taşın üzerine oturduk. Ayranlarımızı yavaş yavaş tadını çıkartarak içmeye başladık. Ben bir taraftan da köylü olan vatandaşların konuşmalarını ilgi ile dinliyordum. Konuşmalara o kadar dalmışım ki elimde ayranım öylece kalakaldım.

             Şapkası eğri duran orta yaşlarda ama ihtiyar görünüşlü adamın sigaradan morarmış dudaklarının arasından ses perde perde çıkıyordu. Ağzında tek tük kalmış dişlerinin göstererek,

          Sanki kulağımın içine birisi sopayı sokmuşta karıştırıyor. Öyle ağrıyor ki kafam sanki bir odaya sığmayacak.

             Tam karşımda duran ceketi omzunda düşecek gibi duran sevimli ama çökmüş yanakları inip kalkarken kirli sakalı dans eder gibi idi.

          Bize gidelim o zaman seninle.

 Sese doğru dönerken sevinci yüzünden okunuyordu.

             Etrafta bulunan birkaç köylü doğrular gibi homurtular çıkartarak kasketli başlarını salladılar.

             Babam bize doğru eğildi çokta gizli olmayan ama kısık bir sesle gelinin ikiz kız doğurduğunu, bu nedenle anne sütünü kulağına damlatacağını söyledi.

             Babamın bize durumu açıkladığını gören ellerinde iri taneli tespihi, omzunda uzun siyah paltosu ayağında iskarpin ayakkabısı olan; Belli ki köyde sözü dinlenen, saygı gören adam kalın sesi ile anlatmaya başladı.

             —Evladım senin babanda çok süt damlatmıştır kulağına, sen buralarda büyümediğin için bilmeyebilirsin, bizim buralarda bir erkeğin kulağı ağrıdığı zaman kız ikiz doğuran kadının sütü bir iki damla kulağına damlatılır. Bir kadının kulağı ağrıdığı zaman erkek ikiz çocuk doğurmuş kadının sütü damlatılır. Bu özellikle doğru zamanda ama özellikle doğru miktarda kullanılırsa etkili olur dedi.

 

            Duyduklarım karşısında nerdeyse elimdeki ayran bardağını yere düşürecektim……..

 

Yazarın diğer yazılarını görmek için buraya tıklayınız.

Yorumlar  

 
-1 #4 Erhan ÖZKAN 2010-04-12 12:24 Bizler o yörenin insanları olduğumuz için bu tür tedavilere hiç yabancı değiliz.Hiç şaşırmadım ama anlatım çok güzel olmuş.Elinize sağlık.Bir Akdağlı olarak (Kabut-Bulgurlu'dan)böyle bir sitenin varlığı beni mutlu etti.Çalışma ve başarılarınızın devamını dilerim.Saygılarımla Erhan ÖZKAN Alıntı
 
 
-1 #3 ŞENOL 2010-02-14 00:11 yorum olarak tekkelime süper Alıntı
 
 
+1 #2 sait 2010-02-12 20:37 özdogan abi sen bu işi biliyon devam! Alıntı
 
 
+2 #1 Derviş GÜL 2010-02-11 22:49 Bu tadları bize yaşattığın için teşekkür ediyorum. Yazılarının devamını merakla bekliyorum. Alıntı
 

Yorum ekle


Güvenlik kodu
Yenile

SON EKLENEN FOTOGRAFLAR

AYKAN & FERDANE KAFA...
Image Detail
HAMZA KAFADAR (AYKAN...
Image Detail
SUVEYDA KAFADAR (AYK...
Image Detail
ZEKİYE & DİLAVER KAF...
Image Detail
ESMA, MÜZEYYEN, ESRA
Image Detail